aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2010 Cuma

Toxoplasmosis

“Sen yaşamın sürekli akan bir nehir gibi olduğunu zannediyorsun. Yaşam aslında öyle değil, zaman öyle akıp duran bir şey değil. Bir film şeridini düşün, birbiri ardına gelen ve hızla geçildiğinde hareketi oluşturan binlerce resim vardır üzerinde. Bu resimlerin her biri bir kesiti gösteriyor. İşte zaman öyle bir şeydir. Sonsuz sayıda resim var. Ve bu resimlerin tümü sonsuzlukta asılı duruyor. Sen sadece içlerinden yarattığın senaryoya uygun olanını çağırıp belli sırada oynatıyorsun ve sadece bilincinin içinde bulunduğu kareyi algılıyor. Bu resimler hiçbir yere kaybolmuyor, sonsuzlukta asılı kalıyor. Her karedeki biz gerçeğiz, varız ve o anı yaşıyoruz.”

İdrak etmem biraz zaman aldı. Yeni bir bilgiyi özümsemeye çalışıyordum. Ama sonra son sözlerine takıldım. Ve içime bir heyecan gelip kondu. Kalbim hızlandı.

“Peki o zaman, ablamla ilgili anılarım? Onlar da mı duruyor?”

“Evet, elbette, hiç kaybolmadılar, yaşadığın anki halinde evrende asılı duruyorlar.”

“O hiç ölmemiş gibi mi yani?”

“Ölenler nereye gider ki?”

Ablamın acısı içimde tazeydi. Bu sözlerin bana ilaç olmuştu. Hiç aklımdan çıkarmadım.

…

Yıllar sonra acılar hafifliyor. Anılar geri planlara atılıyor. İnsan o resim denizinden farklı resimler çağırmaya başlıyor. Öleni unutuyorsun. Ama o andaki bilincimle o andaki ben, ablama sarılmış duruyor, duracak sonsuza dek. Ya da onunla gülüyor o anki ben. Konuşuyor. Ona hayran hayran bakıyor. Yürüyor onunla beraber… Ablam ve ben birlikte zaman geçiriyoruz. Hala… Ve sonsuza dek…

…

Küskün bir çocuk gibi oturuyordun bir gün. Haziran’ da… Sultanahmet’ te bir kafede buluşmuştuk. Yağmur başlamıştı aniden hatta. Hatırlasana… Çok zor bir gün geçirmiştin. Yakalandığın virütik hastalık seni yorgun düşürüyordu geceleri. Gündüzleri iyiydin, ama ateşin çıkıyordu akşam saatlerinde ve sabaha kadar düşmüyordu. Beraber elimizdeki bilgilere bakmıştık. “Yaşamında sevgiyi hissedememek, alamamak” diyordu bilinçaltı nedeni için. Biz konuşurken dışarıda güneş açtı. O ağır yaz yağmuru kesildi. Hatırlıyorsun değil mi? Ben uzanıp iki elini tutmuştum sıkı sıkı.

“Ablam öldüğünde bana söylediklerini hatırlıyor musun?”

“Bazen o kadar çok konuşuyorum ki… Ne demiştim?”

“Hani zaman teorin… Evrende sonsuza dek asılı kalacak olan resimler…”

“Evet hatırlıyorum.”

“Sevgiye uyarlayalım. Deneyelim mi?”

Tane tane konuşuyordum. Konuşurken ellerini ellerimde sıkıyordum, söylediklerimin ciddiyetini göstermek istercesine. Sesimi net ama kısık bir tonda tutuyordum. Hafifçe sana doğru yaklaştım. Çok önemli bir sırrı açıklıyormuşçasına, gözlerimi kocaman açıp konuşmuştum seninle.

“Hatırla, düşün! Senin teorine göre, eğer hayatında bir an, kısacık bir an sevildiysen, bu, sonsuza kadar sevileceğin anlamına gelir.”

Yüzün aydınlanmıştı. Gözlerini sen de kocaman açtın... Yüzünü bana yaklaştırdın. Aynı net ses tonu ile,

“Evet” dedin. “Ben sevildim. Hem de çok. Bunu biliyorum.”

23 Şubat 2010 Salı

Gittim ben

Senin haberin yoktu. Uykuda da olabilirdin o ara. Uyanıksan da eminim bir şeylerle meşguldün. Ben çok yorulmuştum. Ancak gidebilecek kadar gücüm kalmıştı. Gittim. Sen öylece yaşamına devam ederken, seni terk ettim.

Haberin bile olmadı ben giderken. Aklına bile gelmemiş olabilirim. Gününden bana vermeyi esirgediğin 5 dakikayı başka bir şeylerle doldururken ben senin karşına geçtim. Sen bana bakıp sırıtıyordun. Zihnimdeki bu şey sanki sen değildin. Bir vampir veya bir asalak olabilirdin o anda. Bana yapışık yaşıyordun, benim duygularımı ve yaşam enerjimi tükettikçe “daha daha” diye haykırıyor ve bana daha çok tutunuyordun. Ancak nefes alabilecek kadar hareket etmeme izin veriyordun. Ben karşına geçmiş günden güne kendimi tüketirken sen sadece gülüp besleniyordun. Amacın bu değildi, ama ilişkimiz bu hale dönmüştü. Ben sana “gitmeni istiyorum” dedim. “Bağlarımız artık kopsun, beni bırak.” Sırıtan ifaden kayboldu. İçine bir sızı geldi kondu. Ne yapacağını bilemedin. Ben senin hayat damarlarından biri olmuştum. Kesilse yerine ne koyacağını düşündün bir an. Benim yerime hiçbir şey koyamazdın. Çaresizce baktın bana. “Gerçekten mi istiyorsun kopmayı?” dedin. Oyuncağı elinden alınmış çocuğunki gibi çıkıyordu sesin. Güçlü değildi. Senin canının nasıl acıdığını hissettim. Bir an kararsız kaldım. Ama kendimi düşünmek zorundaydım. “Evet, git” dedim sana. “Ben gidemem” dedin ağlamaklı. “Ama sen de gidemezsin.”

Ve ben gittim. Sen farkına bile varmadın tüm bu olanların. Bütün bağlarımızı savurarak, hüzünle gözyaşları dökerek, ikimiz için de en iyisini dileyerek gittim.

Bir an afalladın, boşluğa düşmüş gibi. Sonra kayboldun gözlerimin önünden. Bir daha da senin yüzünü hiç aklıma getiremedim.

Gün geçti. Sen bu olanları bilmeden ertesi güne uyandın. Aklında aramızda olanlardan sadece en neşeli ve en mutlu anlar vardı. Onlarla yaşamakla yetineceğin bir yere sabitledim seni. Sen hiç fark etmedin. Sadece, nadiren aklına geldiğimde, iyi şeyler hatırlıyorsun. Çünkü benim gitmemle beraber, aramızdaki tüm acıları ve endişeleri yok ettim. Gitmeme duyduğun hüznü bile. Böylelikle ikimiz de güvende olacaktık.

Bir gün, yeniden gelebilirim ve senin gene haberin bile olmaz. Yöneten ve karar veren benim artık. Sana sadece bana duyduğun sevgi kalır her zaman…